top of page
  • Yazarın fotoğrafıEsmanur Kılıçman

COVID-19 AŞISININ ZORUNLU TUTULMASI HUKUKEN MÜMKÜN MÜDÜR?

Güncelleme tarihi: 11 Eki 2022

Kişilere, aydınlatılmış onam kapsamında rızaları alınmadan aşı yapılması hukuka uygun değildir. Müdahale öncesi yeterli bilgilendirme yapılmalı, sonrasında açık rıza gösterildiği takdirde aşı yapılmalıdır. Aksi takdirde Anayasada 'Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı' başlıklı madde 17 gereği yapılan müdahale hukuka aykırı olacaktır. Anayasa madde 17'ye göre: ''Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.'' Anayasa madde 17, tıbbi zorunluluk ve kanunda yazılı haller dışında diyerek vücut bütünlüğüne bir istisna getirmiştir.


Ancak herkesçe bilindiği üzere zorunlu aşı tartışmaları sıkça gündeme gelmektedir. Bu durum zorunlu olarak Covid 19 aşısı uygulamasının olup olmayacağı konusunda kafaları karıştırmaktadır. Öncelikle hukukumuzda yer alan zorunlu aşı uygulamasının varlığından bahsetmemiz gerekmektedir. 1930 tarihli 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun aşılarla ilgili 57, 64,72, 87 ve 89. maddeleri mevcut olup 57. maddede belirli hastalık türleri zikredilmiştir. Bunlardan birkaçını veba, çiçek, dizanteri, kızamık, kudurmuş veya

kuduz şüpheli bir hayvan tarafından ısırılmalar şeklinde sayabiliriz. 72. maddede ise 57. maddede sayılan hastalıklardan birinin ortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe

edilmesi halinde aşı tedbirine başvurulabileceğinden bahsedilmiştir.

Ancak fark edildiği üzere Umumi Hıfzıssıhha Kanunu 57. maddede sayılan hastalıklar arasında covid salgını yer almamaktadır. O halde yukarıda izah ettiğimiz üzere

Anayasa madde 17'de zikredilen kanunilik unsuru oluşmadığından Covid 19 aşısı zorunlu olarak uygulanamayacağını söyleyebiliriz.


Zorunlu aşılarla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine birçok kez başvuru yapılmıştır. Bunlardan biri de Halime Sare Aysal kararıdır. Karardan özetle; velayet altında bulunan başvurucuya bebeklik dönemi aşılarının uygulanması ebeveyn tarafından kabul edilmediği hâlde bu hususta Mahkemece sağlık tedbiri uygulanmasına karar verilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlali iddiasına ilişkin başvuru yapılmıştır. Anayasa mahkemesi, başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı sebebiyle başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.


Ancak AİHM AYM'den farklı görüşte olup zorunlu aşı uygulamalarında bireyin sağlığından ziyade toplum sağlığının üstün olduğunu savunmuştur. 08/04/2021 karar tarihli bir başvurudan özetle, başvurucuya 13 ve 14 yaşlarındaki iki çocuğunu ulusal hukukun gerektirdiği üzere çocuk felci, hepatit B ve tetanoza karşı aşılatmaya getirmediğinden dolayı toplamda 110 avroya karşılık para cezası verilmiştir. Mahkemece, 'Çocukların aşılanması kendi başına, hassas ahlaki veya etik meselelere yol açmamakla birlikte; AİHM, aşılamanın yasal yükümlülük meselesi yapılmasının buna neden olabileceğini, bu hassasiyet, aşı yükümlülüğünden farklı fikirde olanların bakış açısıyla sınırlı olmadığını belirtmiştir. Yükümlülüğün amacı, belirli hastalıklar bakımından savunmasız durumda bulunan ve nüfusun kalanının aşı şeklindeki asgari bir riski onlar adına üstlenmesi istenen kişiler başta olmak üzere toplumun bütün üyelerinin sağlığını korumak olduğundan; çocukların aşılanmasının bir sosyal dayanışma değerini de içerdiğini belirtmiştir. Sağlık politikası meseleleri, ulusal makamların takdir yetkisine girmekte olup yukarıdaki mülahazaları dikkate alan ve yerleşik içtihatta yer alan ilkeler doğrultusunda çocukların aşılanmasının mecburi niteliğini ilgilendiren somut olayda, bu yetkinin geniş olması gerektiği görüşündedir. Başvuranların şikâyet ettiği tedbirlerin, davalı devlet tarafından aşı yükümlülüğü yoluyla güttüğü meşru amaçlarla makul bir orantılılık ilişkisinde olduğunu değerlendirmiştir...AİHM, karara bağlanacak meselenin, daha az kuralcı bir politikanın benimsenip benimsenemeyeceğini değil; ulusal makamların, denge kurarken bu husustaki geniş takdir yetkilerinin içinde kalıp kalmadıklarını belirlemek olduğuna açıklık getirmektedir. Bu noktada ulaştığı sonuç, ulusal makamların takdir yetkilerini aşmadıkları ve böylelikle şikâyet edilen tedbirlerin “demokratik bir toplumda gerekli” görülebileceği yönündedir.


Görüleceği üzere AYM birey sağlığının üstün olduğunu ve şekilcilik açısından kanuniliği benimserken AİHM kamu sağlığını ve zorunlu aşı kapsamında devletlerin geniş takdir yetkisi olması gerektiğinden bahsetmiştir.


KAYNAKLAR


https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1845047 (Covid-19 Bağlamında Zorunlu Aşı Tartışmalarının Hukuki Boyutu, Sevtap Metin)


https://blog.lexpera.com.tr/covid-19-asi-zorunlulugu-tartismalari-ve-is-iliskilerine-etkileri/#fnref13 (Covid 19 Aşı Zorunluluğu Tartışmaları ve İş İlişkilerine Etkileri, Av. Nil Merve Çelikbaş Şeker, Av. Ayşe Cansu Atmaca)






24 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page